Adanalı yazar Ahmet Kaytancı
Bahar doğanın da insanında yeniden doğuşudur.

“Bu kitabın kalemi yüreğim, mürekkebi gözyaşlarım oldu.”
Adanalı yazar Ahmet Kaytancı bahar doğanın da insanında yeniden doğuşudur. Yürekleri ısıtan ve kararmış ruhlara ışık olan bahar bana da annemi hatırlatır. dedi.
1959 yılında Adana'nın şirin ilçesi Saimbeyli'de dünyaya gelen ilk,orta ve lise eğitimini Saimbeyli'de tamamlayan ve 1980 yılında öğretmen olan Ahmet Kaytancı Türkiye’nin çeşitli illerinde Sınıf Öğretmenliği, Okul Müdürlüğü ve İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü görevlerinde bulundu. Halen doğduğu ilçe de Saimbeyli YİBO Müdürü olarak görev yapıyor.
Adanalı yazar Ahmet Kaytancı medya yenigün gazetesine verdiği demeçte, kendi memleketinde Ermenilerin yapmış olduğu mezalimleri büyüklerinden dinleyerek büyüdüğünü. hassas bir yapıya sahip olduğu için her duyduğu olaydan etkilendiğini dile getirdi.
O dönemlerde içimdeki yangını söndürmek için kendimi şiire verdim diyor Eğitimci yazar Ahmet Kaytancı, 1980 yılında ''Goncalar Ve Dikenler'' adlı ilk şiir kitabını çıkarttı.
İhtilal döneminde kitap çıkartmış ve herkesin okumaktan korkar olması nedeniyle kitap okuyucularına ulaşamadığını da üzülerek dile getiriyor.
2002 yılında ''İçimizdeki Ses'', 2007 yılında ''Siyaha Çaldı Düşlerim'' adlı şiir kitaplarını çıkartan yazar Kaytancı, 2008 yılında ''Hacın Oldu Kanlı Kuyu'' kitabı ile canlı tanıklarla görüşerek 1920 yılında Saimbeyli’de Ermenilerin yapmış olduğu mezalimleri anlattı.
Eğitimci yazar Ahmet Kaytancı , gençlik yıllarından bu yana Türk dünyası ile yakından ilgilenmekteyken 2006 yılında Azerbaycan’a bir gezi maksatlı gitti. Orada tanıştığı Karabağlı ailelerin dramlarından çok etkilendi.
Karabağ, aslında dünya için bir yüzkarasıydı 1.250.000’den fazla insan Azerbaycan’da sefalet içinde yaşıyordu. Onların sesini birilerinin duyurması gerektiğine inandı. Üç yıl üst üste Azerbaycan’a giderek kaçkınlarla görüştü. Onları dinledi Azerbaycan’ı adım adım dolaşarak: ''Susmaram'', ''Azerbaycan’ın Gözyaşları” adlı kitabını yazdı.
Yazarın, 2008’de yazmış olduğu “Hacın Oldu Kanlı Kuyu” kitabı okurlar tarafından çok ilgi gördü. Kitap kısa sürede bitti. Yazar bunun üzerine kitap üzerinde yeni bir çalışma başlattı. Yeni hikâyeler ve yeni bilgilerle elinizdeki bu kitabı çıkarttı.
Yazar Ahmet Kaytancı,“Bu kitabın kalemi yüreğim, mürekkebi gözyaşlarım oldu.” demektedir.
Yazar Ahmet Kaytancı'nın kaleminden annesi ile yaşadığı bir anektod,
YALANCI BAHAR, YADA ERİK ÇİÇEKLERİ
Mevsim kıştı. Ben de çocuktum. Evimizin önünde bir erik ağacı vardı. Havalar iyi gitmiş, yalancı bahar yaşanıyordu. Evimizin önündeki erik ağacı çiçek açtı. Çocukluk bu, çiçekleri görünce çok sevindim. O sevinçle anama koştum:
"Ana, ana erik çiçek açmış," dedim.
Anamla birlikte erik ağacının dibine gittik. Anam:
"Bunlar yalancı çiçekler oğlum, dökülür," dedi.
Bana bir süre sonra havaların soğuk olacağını, çiçeklerin döküleceğini anlattı. Çocuk aklımla:
"Biz de altında ateş yakalım, üşümesinler!" dedim.
O zaman anam bana bir hikaye anlattı. Hiç aklımdan çıkmaz...
Dedem Molla Ahmet (Yani anamın babası) 1874 yılında Karsavuran Köyü'nde doğmuş... Karsavuran Köyü'nde mektep medrese yokmuş. Babası Hüseyin Efendi, oğlu Ahmet'i Kayseri'de bir medreseye yazdırmış. Dedem Molla Ahmet dini eğitimini o medresede almış, sonra da ona Molla Ahmet demişler. Dedem öldükten çok sonra anam dedemin adını bana koymuş.
Biz dönelim dedemin çocukluğuna. ..
Dedem, medresede yatılı öğrenci olarak okumuş. Okul yıllarını çocuklarına anlatırmış. Anam babasından çok şey öğrenmişti. O da öğrendiklerini bize anlatırdı.
Anamın anlattığına göre, medresenin bahçesinde bir erik ağacı varmış. Tıpkı bizim evin bahçesindeki erik gibi o da kışın ortasında bir yalancı bahara takılıp çiçek açmış. Çocuklar da benim gibi erik ağacının çiçek açmasından mutlu olmuşlar. Erik ağacını korumaya almışlar. Tıpkı sera yapar gibi etrafını naylonlarla kaplamışlar. Üşümesin diye ağacın dibinde ateş yakmışlar. Çocuklar başarmışlar. O çiçekler küçük küçük erik çağlasına dönüşmüş...
Anam, bu hikayeyi anlatırken onu hayretle dinlemiştim.
"Biz de yapalım ana, biz de yapalım!" Dedim.
Anam;
"Dur dedi. Hikaye bitmedi."
Sonra başladı anlatmaya;
Çocuklar o erik çağlasından yemişler. Ne mi olmuş?
Erik çağlasından yiyen çocuklar zehirlenmişler! Allah'tan ölen olmamış...
Hikâyenin sonunu, ben meyve vermeyecek erik çiçeklerinin peşine takılmayım diye anam öyle mi bağladı, yoksa dedem anama öyle mi anlattı, bilmiyorum.
Ama anam yalancı baharda açan çiçeklerin peşine takılmamam konusunda bana öğütler vermişti.
Kış geldiğinde, hele kışın güneşli bir hava gördüğümde zamansız açan erik çiçekleri, Dedem Molla Ahmet, bir de anam gelir aklıma...
Bugün Adana'da tam da o günleri hatırlatan güneşli bir gün var.
Yalancı bahar; kim bilir kimlere çiçek açtırmaktadır. Kim bilir kimler o çiçeğin meyvelerini beklemektedir?
Çocukluğumdan kalan bir ruh halimidir, nedir. Ben yalancı baharlardan hep korkarım. Anamın öğütleri aklıma gelir. Gelir ama yine de zaman zaman yalancı baharlara kanmışlığım olmuştur. O yalancı baharlar ki, bizi hep yalancı çiçeklerin peşine koşturdu. Sonra da hep hüsranı yaşadık. ..
Gerçek baharlarda buluşmak dileğimle...
-
Başkan Dağlı Otizmli çocuklarla bir araya geldi
favorite0visibility1390 -
35 GÜNDE 3000 AİLEYE ULAŞILDI
favorite0visibility1480 -
13. Portakal Çiçeği Festivali’nde Resmi Etkinlik Alanı olarak etkinliklere ev sahipliği yapacak
favorite0visibility1670 -
KARALAR, “TBB TAMAMEN EŞİTLİKÇİ VE DEMOKRATİK BİR ANLAYIŞLA ÇALIŞMAKTADIR” DEDİ
favorite0visibility1420
-
0
-
0
-
0
-
0
-
0
- 0 Yorum
-
Yorumu Gönder